Bugünlerde sobalı evlerde bile bulunmayan, hem fırın hem de ocak olarak kullanılabilen, hayal meyal hatırladığımız bir soba...
İçinde pişen böreğe büyükanne sevgisinin de eklenmesiyle, parmaklarınızı da yiyebileceğiniz mükemmel bir buluştu o zamanlara göre. Üzerinde gün boyu cızırdayarak kaynayan içi su dolu güğüm, hemen yanı başında kaz veya hindi kanadından yapılma kül süpürgesi... Lapa lapa yağan karın altında saatlerce oynayıp üşüdükten sonra onun çıtırtısıyla kendine gelmek gibisi yoktu. Gece yatmadan önce pijamalarımız kuzinenin önünde ısıtılıp öyle giydirilirdi. Üzerinde kestane pişirilir, elma-portakal kabukları kurutulurken, odanın da mis gibi kokması sağlanırdı. Pazar kahvaltılarında kuzinenin üzerinde kızartılıp tereyağ sürülerek yenen ve yine kuzinenin kendisinde pişirilmiş ekmeğin kokusu halâ burnumdadır. Kısacası; hem bizi hem içecek ve yiyecekleri ısıtan, ama asıl önemlisi başına toplanarak tatlı sohbetlerin yapıldığı, masalların anlatıldığı o zamanların özlemle hatırlanan ısınma aracı...
Zamanla kuzinelerin yerini içi tuğlalı sobalar, döküm sobalar, kovalı sobalar almaya başladı. Şimdi çoğu ev doğalgazla ısınıyor. Biz de böylece hayallerimizde yaşatıyoruz kuzineyi. Kim bilir daha neleri silecek bu dünya hayatlarımızdan...
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!