İstanbul Aydın Üniversitesi Ortadoğu ve Kafkasya Araştırma Merkezi (ORKAM) tarafından düzenlenen “Avrupa Birliği Çöküyor mu?” konulu panel gerçekleşti.
Möderatörlüğü ORKAM Müdürü Yrd.Doç.Dr.Sait Yılmaz tarafından yapılan panele Türk-Alman Vakfı (TAVAK) Başkanı Faruk Şen, Kültür Üniversitesi’nden Dr. Can Baydarol ve Aujourd’hui la Turquie gazetesinden Mirelle Sadege katıldı.
İAÜ Rektörü Prof.Dr. Yadigar İzmirli’nin de izlediği panelin açış konuşması İAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof.Dr. Firuz Demir tarafından yapıldı. Panelin bitiminde konuşmacılara plaketleri İİBF Dekanı Prof.Dr. Ömer Gürkan tarafından verildi. Panelde konuşmacılar tarafından gündeme getirilen konular aşağıdaki maddelerde özetlenmiştir.
Dr.Can Baydarol’a göre gelinen aşamada AB’de para federalleşti ama yapı konfederal kaldı. Evin babası gerçekten çok kazandığı halde ailenin üyelerine para yetişmedi. Yunanistan AB’ye girdiğinden beri Maastricht kriterlerine uygulamak yerine rüşvet dağıttı ve mobil zeytin ağaçları ile tarım fonundan sürekli çok para aldı.
Yunanistan’da üretim olmadığı için 360 milyar Euro hibe olarak gelmeden bir şey değişmeyecektir. Yapılan kurtarma planı ile %174 olan kamu borçlanması %120’e çekilebilecektir. Bu plana göre borçlarını ancak 46 yılda ödeyebilir.
AB şu anda kontrol sistemleri ve ekonominin nasıl yönetilmesi gerektiğini tartışıyor. Tek para için federatif bir yapı gerekli idi bu 9 Aralık 2011 Zirvesi’nde anlaşıldı. İtalya’da da durum farklı değildir ama şansı üretim sektörünün olmasıdır. 1.9 trilyon dolar borcu var ve 250 milyar Euro bu yıl ödemek zorundadır. Kredi notu düştüğü için borç bulmakta da zorlanmaktadır. Fransa’nın %84 kamu borcu var ve AAA’yı koruyamaması milli aşağılanma hissi yarattı.
Son zirvede borçlanmayı AB Merkez Bankası üzerinden yaparak yükü biraz da Almanya’ya yıkmak istedi ama Almanya reddetti. İngiltere Başbakanı Cameron ise masadan kaçtı. En fazla Yunan devlet tahvilini (92 milyar Euro) elinde bulunduranlar Fransa ve Almanya idi ama kabak Fransa’nın başına patladı.
Federal Ekonomi Hükümeti kurulması düşünüldü ama bunu da İngiltere, İrlanda ve Lüksemburg gibi ülkeler kendi yasalarına uygun olmadığı gerekçesi ile kabul etmek istemediler. Almanya, Avrupa Komisyonu onayı olmadan kimse bütçe yapamaz kuralını getirdi. Kamu borçlarının ödenmesi 20 yıla yayıldı.
Bundan sonrası için üç senaryo var. Birinci AB’nin bitmesi ama çıkarlar ve ilişkiler öyle çok iç içe geçmiş bir yapı ki mümkün değil. İki paralı Euro başka bir yapı; Güneyin devalüe edilmiş Euro bölgesine karşı Kuzeyde güçlü Euro bölgesi oluşturmak.
Üçüncü bir olasılık ise bazı ülkelerin milli paranın kullanıldığı ekonomiye dönmesidir. Genel dünya konjonktürü içinde artık büyük güçler kendi işsizlik ve enflasyonunu başka ülkelere satma peşindedir, bunun da vasıtası para’dır. Bu paradigma 11 Eylül 2011 ile başladı ve yansımaları daha uzun süre devam edecektir.
Mirelle Sadege ise Sarkozy’nin 2001 yılında Ermenilere söz verdiği gibi Ermeni yasa tasarısını gündeme getirdiğini ama Türkiye’ye de özel elçisini göndererek “merak etmeyin, ölü doğacak” dediğini, Türkiye’nin bu yüzden o dönemde çok tepki göstermediğini söyledi. Ancak 2012 seçimleri öncesi Sarkozy, yeni tasarıyı Sosyalistlerin kozu olmaktan çıkarmak için kendi gündeme aldı.
Aslında Fransız kamuoyu bu tasarıya çok ilgi göstermedi. Fransız tarihçilerde itiraz etmeye başladı. Türkiye’nin yapması gereken soğukkanlılıkla gerçekçi bir strateji izlemektir. Yani bu tür tasarıların oylanması zamanı değil uzun vadeli bir strateji ile en azından 2 yıl sonra bu konunun daha ciddi bir şekilde gündeme gelmesine hazırlanılmalıdır.
Fransa, Sarkozy ile en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Fransa’da 500 bin oya sahip Ermeniler çok güçlü bir organize güce sahiptir. Türkiye aleyhine militan gibi çalışmaktadırlar. Sadece tanınma değil bunun arkasından tazminat talepleri de gelebilir.
Küreselleşmenin bugün bu kadar yoğun olduğu bir dünyada Fransa’ya ekonomik yaptırımlar uygulamak çok etkili olmayacaktır. Ekonomik bağları da koparmak pek akıllıca değildir. Bu arada iki ülkenin de kamuoyları nezdinde imajı zarar görmektedir.
Güney Kıbrıs Yönetimi’nin dönem başkanlığına Türkiye’nin protestosu ve AB ile bağları koparma açıklaması Avrupa’da aşırı bir tepki olarak görülmektedir. Türkiye’nin ortaya koyduğu zaten AB ile ilişkiler askıda olduğundan bir şey değişmeyecektir.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dönem başkanı olması küçük bir ülke olduğundan AB içinde etkili değildir. Dönem başkanlığı Almanya ve Fransa gibi motor ülkeler söz konusu olduğunda önemli olabilir. Rum Kesimi’nin Türkiye’ye zarar verebilecek bir konumu yok. Ancak Türkiye’nin tehdidi AB içindeki imajına daha da zarar verebilir.
Türk-Alman Vakfı Başkanı Faruk Şen ise Avrupa Birliği 15 ülkeli iken bütçeye katkıları 100 milyar Euro idi, 27 ülke olduğunda ise 142 milyar Euro oldu yani yeni ülkeler çok fazla bir şey katmadı dedi. Almanya, AB vasıtası ile kendine Doğu Avrupa’da Polonya’dan Bulgaristan’a Hinterland (Arka Bahçe) kurdu.
AB üç boyutlu hale gelmektedir; Güçlü Euro’nun olduğu 10 ülke, Devalüe Edilen Euro ile 10 ülke ve Euro içinde olamayan yani kendi milli paraları ile iç dengelerini korumaya çalışan 7 ülke. İngiltere artık merkezi kararlarda eskisi kadar söz sahibi olamayacaktır.
Fransa’nın kararı Türkiye’ye karşı alınmış bir karar değildir. BM 1948 soykırım Sözleşmesi geriye dönük işlememektedir. Hâlbuki Fransa’nın 1961 Cezayir katliamı bu kapsamdadır. Türkiye, bu konuya çok fazla müdahil olmamalı zaten bu yasanın uygulanması da mümkün değildir. Ermenistan ile hava ulaşımı zaten açık, kara sınırımızı da açmalıyız.
Türk halkı artık Avrupa Birliğinden önemli ölçüde soğumuştur. Yapılan anketlere göre artık Türk halkının %34’ü AB’ye olumlu bakıyor. Türkiye, AB’ye göre çok daha hızlı büyümektedir. Şu an üyelik defteri hem AB hem de Türkiye tarafından fiiline kapatılmıştır.
AB 2014 Bütçesi’nde Türkiye’nin tam üyeliği ile ilgili herhangi bir para olmadığına göre üyelik en erken 2021’de söz konusu olabilir. Bu üyeliğin olmasında bütçenin %30’unu veren Almanya en önemli söz sahibidir. Artık AB hayalimiz yok, sadece Hırvatistan girebilir, Türkiye-Rusya-Ukrayna ayrı bir paket olarak düşünülmektedir.
Gümrük Birliği’ne girerek elimizdeki en önemli kozu baştan verdik, çıkmak için artık çok geç çünkü çok iç içe girmiş ilişkiler vardır. Türkiye’nin Batılı olması için AB’ye girmesine gerek yok. AB ülkelerindeki örneğin azınlık hakları zaten hiç iyi durumda değildir. AB’nin cazibesi kalmadı, elinden gelse birkaç üyesini atacaktır.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!