İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi (İAÜTAM) tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Siyaset Akademisi-3, ikinci haftasında Kuzey Afrika devrimlerini tartıştı.
İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanı Zeynep Banu Dalaman moderatörlüğünde “Kuzey Afrika Devrimleri: Arap Baharı mı, Arap Kışı mı?” sorusunun yanıtı üç önemli konukla arandı.
Japonya Başbakanı Eski Başdanışmanlarından Prof. Yoshiaki Sasakı, Dubai Zeyd Üniversitesi’nden Prof. İbrahim Beyyumi Ganim ve Washington Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Dr. Gönül Tol akademinin konuklarıydı. Amerika’nın, Orta Doğu’nun ve Uzak Doğu’nun bu üç önemli ismi akademiye katılanlara önemli bilgiler aktardı.
Akademinin ilk konuşmacısı olan Dubai Zeyd Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. İbrahim Beyyumi Ganım konuşmasına Arap gençlerinin siyasi mekanizmada ki konumlarından bahsederek başladı.
Son dönemlerde neredeyse tüm dünya gündemini meşgul eden ve tartışmalara konu olan Arap Baharı ve devrimlerinin konuşulduğu oturumda Prof. İbrahim Beyyumi Ganım, Arap gençlerinin siyasi mekanizmada nasıl bir yerde olduklarını, diktatör rejimlerle birlikte bu mekanizmadan nasıl uzaklaştıklarını ve bu devrimlerle neleri değiştirme gayretinde olduklarına değindi. Ardından bu devrimler sonrasında Arap milliyetçileri arasında gelişen görüşlerden bahsetti.
Prof. Ganım, “Bir görüşe göre Arap dünyasında yaşanan olaylar doğal bir devrim süreci değil sadece Araplara yönelik siyasi otoriteyi sarsma ve Arap birliğinin gerçekleşmesinin ortaya çıkardığı komplolardır. Bu görüşü destekleyen durum ise işgallerin insanlarda yarattığı psişik gerilmelerdir.
Diğer bir yaklaşımsa bu devrimlerin diktatoryaya karşı bir isyan hareketi olmasıdır. Bu yaklaşıma göre bu sadece özgürlük isteyen bir halkın tepkisidir. Rejimler kendi sistemlerini değiştirmelilerdir. Amerika gibi güçler de bu yaklaşımı benimsediler. Ve yine bu yaklaşıma göre birtakım cüzi değişikliklerle sistem yeniden düzenlenebilir.” dedi.
Ancak Prof. İbrahim Beyyumi Ganım’e göre bu olaylar tam anlamıyla tüm sistemin değişmesini isteyen devrimlerdir. Kısa dönemde yapılan köklü değişimlerdir. Bunlar sadece bir halkın tepkisi değil tüm ilişkileri de içine alan devrimsel bir süreçtir.
Bölge halkları Türkiye'ye model olarak bakıyor
Ve yine diğer bir yaklaşımın ise şöyle tanımlandığını söylüyor Prof. Ganim: “Halk tepkisinden daha çok devrimden daha az etkilerinin olduğu isyan hareketleri. Çünkü eylem bazlı gösteriler daha az vatandaşsal talepler içerirler. Sistemin düşmesini istemez. Burada sıra dışı olan topluluk olarak çok fazla vatandaşın siyasi ve kamusal alana dâhil olmak istemesidir. İnsanlar aslında insan hakları için ayaklandılar çünkü kendilerine olan baskıları korkudan yıkamıyorlardı. Ancak artık polisten korkmamayı öğrendiler.
Arap siyasi düşüncesinde itaat esastır. İslami prensiplere de dayandırılmaktadır. Bugüne kadar her turlu demokrasi temsilini, halk demokrasisini bu toplumda hakir göstermişlerdir. Diktatörlük esas olmuştur. Arap halkları geleceği iki şekilde düşünüyor: Hukuk devleti yerleşecek ve güçlü bir iktisat oluşacak. Bu iki beklenti noktasında Türkiye'ye de model olarak bakmaktadırlar” dedi.
1982’de yazılmış bir anayasayı örnek alamayız
Sözlerine Türkiye’nin önemine yaptığı atıfla devam eden Prof. İbrahim Beyyumi Ganim: “Özellikle de Arap dünyasındaki laik kültür, şovenist-jakoben kültürü dayatıp halkın temsili yetini kötü gösterip halkı cahil yansıtmışlardır. Onlara göre kararlar elitlerin ellerinde olması gerekir ve devlet yönetimi halka bırakılamayacak kadar mühimdir demişlerdir. Ve halk bu “siyasi itaat” kültürünü yıkmıştır.
Türkiye Arap ülkeleri için rejim anlamında model olabilir mi? Tayyip Erdoğan Mısır ziyaretinde ilk geldiğinde büyük ve coşkulu bir karşılama vardı. Ancak laikliği bir çözüm önerisi olarak sunduğunda bu görüşünüz bize uygun değildir ve sizden öğrenmemiz gereken bir terim değildir gibi bir tepki verildi. Bu anlamda bütün Arap ülkeleri özellikle de Mısır laikliğe sıcak bakmıyor. Niçin 1982’de yazılmış bir anayasayı örnek alalım ki?” dedi.
Ancak bu noktada bu halk hareketlerinin ne yönde ilerleyeceği konusunda Prof. Ganim sözlerine şöyle devam ediyor: “Devletin şekli ne olacak kısmına gelindiğinde büyük olasılıkla İslami hareketler yakında yönetimi ele alacaklar. Mısır’da ordu yeni bir geçiş sürecinde ve Mısır halkı da askere bu geçişin oturması için müsaade verecek.”
Devrim yaşanan bütün ülkeler üçe bölünecek
Siyaset Akademisi-3’ün ikinci oturumunda Japonya Başbakan Eski Başdanışmanı ve Ortadoğu uzmanı Prof. Yoshiaki Sasakı Afrika devrimlerine uzak doğunun bakışını anlattı ve Türkiye’ye dair önemli açıklamalar yaptı.
Konuşmasına devrik lider Kaddafi’den söz ederek başlayan Sn. Sasaki sözlerine şöyle devam etti: “Kaddafi ile halkı arasında uçurum vardı ve onu diktatör yapan da buydu. Ancak halkına yeterince ekmek verdiği için halk sesini çıkarmıyordu? Peki şimdi ne oldu? Arap baharını düşündüğümüz zaman sebeplerini de düşünmek lazım. Neden hepsi aynı zamanda oldu?
İçerideki sebeplerden biri öncelikle kredi hatalarıyla nedeniyle ekonominin çökmesidir. Birleşik devletler tarafından inşa edilen bir program var; böl ve kontrol et mantığı. Ve bu plan yavaş yavaş harekete geçmeye başladı. Tıpkı Irak’ın 3 ‘e bölünmesi gibi Suriye, Libya ve Mısır’da aynı şekilde bölünecek. Arabistan'da bölünecek ve Mekke, Medine, Hicaz bir Müslüman devletinde kalacak.” dedi.
Yaşanan bir mobil savaş
Devrimlerin yapılış yöntemlerine de değinen Prof. Sasakı: “Aynı zamanda mobil devrimden bahsediyoruz. Sosyal ağların bu devrimlerin yayılmasında çok etkisi oldu. Ve bu devrimleri yaratıp halkı birbirine katan yeni bir Amerikan tarzı mobil savaştır bu. Devrimleri organize ediyor, ülkeleri bölüyor ve kontrolü altına alıyor” dedi. Devrimlerin ülke ekonomilerini de kötü etkilediğini söyleyen Prof. Sasaki, Mısır'da fabrikaların yüzde 50'sinin kapandığını, kalanların da yüzde 30 kapasiteyle çalıştığını ve özellikle turizmin felaket durumda olduğunu ifade etti.
Devrimlerin sonuçları öngörülemez
Prof. Sasaki: “Devrim için bir salgın hastalık tanımı yapıldı. Ve İslam kökten dincilerinin uyanışı da söz konusudur. Tunus küçük nüfuslu bir ülke ancak eğitimli bir nüfustur. Dolayısıyla bu kitleyi eyleme geçirmek daha kolaydı. Mısır’da ise hareketlenmeleri önce genç nesil başlattı. Mısır halkı fakir ama eylemlerde çok güçlüydüler. Mısırlılar rejimi değiştirmeye istekliler ancak bunu çok hızlı yapmak istiyorlar. Libya’ya yapılan saldırılar ise uluslararası insanlık görevinin üstünde bir müdahaleydi. Amerika Arap ülkelerini kontrol etme arzusunda ve harcama yapmadan Arapları birbirine kırdırarak masrafsız yönetebilmek istiyor. En önemlisi petrol kaynaklarını kontrol ederek Çin’in etkisin kesmeye çalışıyor.”dedi.
50 yıl sonra bölgeyi Türkler yönetecek
Prof. Yoshiaki Sasaki, konuşmasının devamında Türkiye’nin bölgede en dürüst hareket eden ülke olduğunu ve gelişen sürecin Türkiye’yi önemli ve vazgeçilmez bir aktör olarak konumlandıracağını ifade etti. “Arap ülkelerinin güçlü bir rehbere, güçlü bir liderliğe ve rejime ihtiyacı var. Amerika ve Avrupa’ya güvenmiyorlar. Bu süreçte Türkiye Araplarla birleşip Amerikalıların faydalanamayacağı ticari fırsatlardan yararlanmalıdır. 50 yıl sonra bölgeyi Türkler yönetecek. Bunu size söylüyorum. Lütfen Türkler olarak iyi yanlarınızı çok ön plana çıkarın.
Bölgenin huzuru Türklerden gelecek. Tarihsel geçmişinizi iyi hatırlayın. Siz yeni ekonomi sistemi yaratabilirsiniz. İslam yol göstericiniz. Tarihinizden ders alın, etüt edin, mevcut ekonomiyi anlayın ve yeni sistemi siz inşa edin. Bunu yaparsanız siz yaparsınız. Türkiye, öyle bir zaman gelecek ki Suriye ve Irak'ta da egemenliğini ilan edecek. Doğal süreç oraya getirecek Türkleri. Ve size bir sır vereyim, bugün Irak’ta bile bir Arap baharı yaşansa Barzani Türkiye’ye kaçacaktır. Çünkü bütün parası Türkiye’de.”
Son olarak Japonya’nın Ortadoğu’da söz sahibi olmak gibi bir hayali kalmadığını ifade eden Prof. Sasaki, “Bölgede kültürel olarak Türkiye’nin liderliğinden başka alternatif model adayı yoktur.” diyerek sözlerini tamamladı.
Arap devrimlerinin bölgede ve dünyada yarattığı yankıların konuşulduğu İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin gerçekleştirdiği Siyaset Akademisi-3’de kendisi de bir Ortadoğu uzmanı olan Dr. Gönül TOL konuşmasına Ortadoğu’daki ülkelerinin ilişkilerindeki tarihi geçmişe değinerek başladı. Ardından özellikle Türkiye’nin bölgedeki konumunu ve bölge devletleri bakımından ne denli önem arz ettiğinden bahseden Dr. Tol’un konuşmasından bazı önemli kesitler şöyle:
Demokrasi geçmişi olmayan halk,devrim noktasına geldi
“Demokrasi geçmişi olmayan halk, globalleşmenin etkisinden kurtulamadığı için devrim noktasına gelindi. Arap baharı Tunus ile başladı ve diğer ülkelere sıçradığında Başbakan R.Tayyip Erdoğan, ‘Halkına kulak tıkayan rejimler bitmeye mahkûmdur.’ dedi. Reel politik anlamda risksiz bir söylemdi. Mısırı kaybetmenin çokta büyük bir anlamı yoktu ve prensipli bir dış politika izlendiği imajı vermek için tehlike arz etmeyen bir söylemdi.
Libya’da başbakanı sessiz kalmaya iten şey ise Libya’da ki ticari çıkarları idi. İşte bu noktada batı bunu ikiyüzlülük olarak algıladı. NATO müdahalesine destek vermek aslında batı ittifakı anlamında Türkiye için çok önemliydi. Türkiye tam olarak bu mesajı verdi; biz prensipli bir ülkeyiz ancak batının tepkisine de önem veriyoruz. Türkiye Arap baharındaki tutumuyla son derece dinamik bir dış politika izledi. Ve ilerleyen zamanlarda çok daha fazla aktörle Türkiye bölgedeki liderlik rolünü devam ettirecek.”
Dr. TOL sözlerine şöyle devam etti: “Amerika’nın bu devrimlerle neler elde edeceğini sıralarsak; petrol akışı, İsrail’in güvenliği, İsrail-Filistin çatışmasına çözüm, terörle mücadele, İslamcı hareketlerin önlenmesi, Körfez ülkelerinin güvenliği, İran’ın izolasyonu gibi konularda fayda sağlayacaktır.”
Arap devrimlerinin kaybedeni İsrail
“Mısırda gelecek her hükümet İsrail karşıtı olacaktır. Ve Arap baharının en büyük kaybedeni İsrail’dir. İsrail Ortadoğu’ya hep güvenlik açısından baktı ve hep şu an bölgedeki yalnızlığıyla çok daha fazla uzlaşmadan uzak şiddet yanlısı bir politika izliyor. Arap baharı Türkiye’yi Amerika’ya yakınlaştırdı. Yükselen çok kutuplu dünyada Amerika’nın yeri artık çok net değil. Irak’taki kötü deneyiminden sonra Amerika’nın Ortadoğu’daki hakları daha da kısıtlandı.
Türkiye bölgenin güçlü aktörü olacak
“Türkiye’nin yüzünün batıya dönük olması sırtını doğuya dönmesi anlamına gelmiyor. Türkiye çok komşulu bir ülke. Dolayısıyla bu karmaşık ülke olma konumunu kullanmak zorunda. Ve Türkiye bölgesinde güçlü bir lider aktör olma durumunda.”
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!